12 Eylül 1980 askeri darbesini bugün ortalama 40 – 45 yaşlarında olanlar çok iyi anımsamazlar. Yani bir nesli yok etmiştir diyebiliriz 12 Eylül. Yapılış amaçlarından biri de budur zaten bu askersel faşist darbenin.
12 Mart darbesini yaşayanlar iyi bilirler ki, 12 Mart’ın tüm acımasızlığına, işkencelerine, idamlarına rağmen devrimci dalga durdurulamamış, devrin şehitleri ölümsüzleşmiş, ilerici, yurtsever siyasal yükseliş engellenememiştir.
Ancak; 70’li yılların sonuna doğru uluslararası finans kapital her türlü iç ve dış oyunlarını ülkemiz üzerinde oynayarak, kitle katliamları, “sağ – sol çatışması” yaratmış ve ülke kaosa sürükletilmiştir… ki böylece halk askeri müdaheleyi “kurtarıcı” gibi görsün diye. Böyle de olmuştur.
Asıl olanın ise; uluslararası finans kapitalin kendi devresel, dönemsel krizini atlatması, Türkiye üzerindeki tüm amaçlarını gerçekleştirmek için bu yola başvurmasıydı. Anımsayalım, 1 yıl önce belirli kentlerimizde sıkıyönetimler ilan edildi, her türlü örgütlenmeler ve örgütlenmelerden doğan grev vb haklar gasp edildi ve en önemlisi 24 Ocak Kararları alındı.
Önce böl, parçala, kardeş kavgası ve ülkede kaos yarat, ülkeyi yönetilmez hale getir, her türlü sosyal – kültürel – siyasi ve ekonomik hakları ve bunların örgütlerini dağıt, sonra ana programın olan 24 Ocak Kararlarını uygulamaya koy.
İşte 12 Eylüle geliş senaryosu.
Asıl felaket ise, uygulaması ve yarattığı tahribatta.
Bu anlamda 12 Mart darbesinden farklı 12 Eylül.
12 Marttan tüm yurtseverler önemli kayıplarla ama bir yükseliş dalgasıyla çıkmıştı. 12 Eylül böyle olmadı. Ülkenin tüm dokusunu değiştirdi. Aradan geçen bunca yıla rağmen izleri ve etkileri hala geçerli.
Yeri gelmişken söyleyelim; bugün içinde yaşadığımız, kökleri 1950’lere dayanan ve 12 Martlarda, 12 Eylüllerde filizleşen sorunlarımızın tam anlamıyla olmasa da çözümü için;
- Doğu ve Güneydoğu’da mutlak TOPRAK REFORMU yapmalıyız.
- Tıkanan Siyasi yapımızın önünü açmak için Demokratik Siyasi Partiler ve Seçim Yasası düzenlemeliyiz.
- 1961 Anayasası’na benzer, hatta hak ve özgürlükler anlamında onu da aşan Demokratik bir Anayasaya kavuşmalıyız.
Bu temel yaklaşımların dışında elbette söylenebilir çok çözüm önerileri vardır: 12 Eylülcülerden
Hesap Sorulması, Dışa Bağımlılığın Sona Erdirilmesi, Örgütlenme önündeki tüm engellerin kaldırılması, yoğun istihdam yaratılması, işsizliğin önlenmesi, özelleştirilmelerin durdurulması, hukukun her alana egemen kılınması, sanayi ve tarımımızın kalkındırılması, emeğin en yüce olarak yerini bulması… vb.
68’in TAM BAĞIMSIZ ve GERÇEKTEN DEMOKRATİK TÜRKİYE şiarı; toplumumuzun önüne çıkarılan tüm engellere rağmen gerçekleşmek zorunda. 30 yıl, 40 yıl insan ömrüne uzun gibi gelse de insanlık tarihinde çok bir şey ifade etmiyor. Sonunda zalimler, zorbalar kaybediyor.
Tam Bağımsız ve Gerçekten Demokratik Türkiye yaratma mücadelesinde yaşamlarını yitirenlere selam olsun. Bu mücadeleyi her türlü zorluğa, dönekliğe, baskı ve zulme karşı dünden bugüne sürdürenlere, inadına sürdüreceklere de selam olsun.
ADD Ataşehir Şube Başkanı
ULAŞ KILIÇ