<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>A.D.D Ataşehir</title>
	<atom:link href="http://www.addatasehir.com/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.addatasehir.com</link>
	<description>Atatürkçü Düşünce Derneği</description>
	<lastBuildDate>Mon, 06 Feb 2012 08:18:37 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	
		<item>
		<title></title>
		<link>http://www.addatasehir.com/1056-1056</link>
		<comments>http://www.addatasehir.com/1056-1056#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 06 Feb 2012 08:18:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>pinarbas</dc:creator>
				<category><![CDATA[Basın Açıklamaları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.addatasehir.com/?p=1056</guid>
		<description><![CDATA[&#160; Atatürk büyük sezgisi, yarını görebilme yetisi ile SÖYLEV’in sonunda gençliğe seslenir, Cumhuriyeti ve bağımsızlığımızı koruma görevini gençliğe bırakır: Bugün ulaştiğimiz sonuç, yüzyillardan beri çekilen ulusal yikimlarin yarattiği uyanikliğin ve bu sevgili yurdun her köşesini sulayan kanlarin karşiliğidir. “Bu sonucu, Türk gençliğine emanet ediyorum. Ey Türk gençliği! Birinci görevin; Türk bağımsızlığını, Türk Cumhuriyetini, sonsuzluğa dek korumak ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p>Atatürk büyük sezgisi, yarını görebilme yetisi ile SÖYLEV’in sonunda gençliğe seslenir,<br />
Cumhuriyeti ve bağımsızlığımızı koruma görevini gençliğe bırakır:</p>
<p>Bugün ulaştiğimiz sonuç, yüzyillardan beri çekilen ulusal yikimlarin yarattiği uyanikliğin ve bu sevgili yurdun her köşesini sulayan kanlarin karşiliğidir.</p>
<p>“Bu sonucu, Türk gençliğine emanet ediyorum.</p>
<p>Ey Türk gençliği! Birinci görevin; Türk bağımsızlığını, Türk Cumhuriyetini, sonsuzluğa dek korumak ve savunmaktır.</p>
<p>Varlığının ve geleceğinin biricik temeli budur. Bu temel, senin en değerli hazinendir. Gelecekte de, seni bu hazineden yoksun etmek isteyecek yurt içi ve yurt dışı düşmanların olacaktır. Bir gün, bağımsızlığını ve cumhuriyetini savunmak zorunda kalırsan, göreve atılmak için, içinde bulunacağın durumun olanaklarını ve koşullarını düşünmeyeceksin! Bu olanaklar ve koşullar çok elverişsiz bir durumda belirebilir. Bağımsızlığına ve cumhuriyetine göz koyacak düşmanlar, bütün dünyada benzeri görülmedik bir zaferin temsilcisi olabilirler.</p>
<p>Zorla ve hile ile kutsal yurdunun bütün kaleleri alinmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün ordulari dağitilmiş ve yurdun her köşesi açikça işgal edilmiş olabilir. bütün bu koşullardan daha acikli ve korkunç olmak üzere, yurt içinde iktidara sahip olanlar, aymazlik ve sapkinlik ve hatta hainlik içinde bulunabilirler. dahasi bu iktidar sahipleri, kişisel çikarlarini istilacilarin siyasal emelleriyle birleştirebilirler. Ulus yoksulluk ve sıkıntı içinde harap ve bitkin düşmüş olabilir.</p>
<p>Ey Türk geleceğinin çocuğu! işte bu durumlar ve koşullar içinde bile görevin, türk bağimsizliğini ve cumhuriyetini kurtarmaktir. Muhtaç olduğun kudret, damarlarindaki asil kanda mevcuttur.”</p>
<p>M. KEMAL ATATÜRK</p>
<p>Cumhuriyetimize, Atatürk devrim ve ilkelerine, karşı devrim güçlerince saldırılar yoğunlaşmaktadır. Bunun örneklerini her alanda görmekteyiz, 10 Kasımların anılmasının<br />
engellenmeye çalışılması,19 Mayıs Kutlamalarının alanlardan kapalı mekanlara hapsedilerek engelleme çalışmaları, şimdide dünyada bir örneği görülmemiş şekilde kurduğu Cumhuriyeti Türk gençliğine emanet edişinin yazılı belgesi olan GENÇLİĞE HİTABENİN okullardan kaldırılmak istenmesi, gençlik tarafından kendine emanet edilen değerin, Tapunun öğrenilmesinin engellenmesi anlamına gelmektedir.</p>
<p>Atatürkçü Düşünce Derneği olarak Atatürk’ün Gençliğe Hitabesinin engellenmesini protesto ediyoruz.</p>
<p>Atatürk Devrim ve İlkelerini özümsemiş TÜRK GENÇLİĞİ; yüksek sorumluluk bilinci ile Cumhuriyeti koruma ve yükseltme görevini sonsuza dek yerine getirecektir.</p>
<p>Atatürkçü Düşünce Derneği Genel Merkezi</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.addatasehir.com/1056-1056/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ATATÜRK&#8217;ÜN ALTI OKU</title>
		<link>http://www.addatasehir.com/ataturkun-alti-oku-1053</link>
		<comments>http://www.addatasehir.com/ataturkun-alti-oku-1053#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 05 Feb 2012 15:39:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>pinarbas</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazılar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.addatasehir.com/?p=1053</guid>
		<description><![CDATA[Atatürk bu Cumhuriyeti kurarken, içinde bulunduğu koşulları iyi değerlendiren bir tutum izlemiştir. Birinci dünya savaşı sonrasında bir ulus devleti kurarken bunun üniter, merkezi bir yapıda olmasına özellikle dikkat etmiştir. Bir tarafta batı dünyası diğer tarafta İslam dünyası varken birinci dünya savaşının son aşamasında gerçekleşen Sovyet devrimi ile, birde sosyalist dünya gündeme gelmiştir. İşte Atatürk bu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Atatürk bu Cumhuriyeti kurarken, içinde bulunduğu koşulları iyi değerlendiren bir tutum izlemiştir. Birinci dünya savaşı sonrasında bir ulus devleti kurarken bunun üniter, merkezi bir yapıda olmasına özellikle dikkat etmiştir. Bir tarafta batı dünyası diğer tarafta İslam dünyası varken birinci dünya savaşının son aşamasında gerçekleşen Sovyet devrimi ile, birde sosyalist dünya gündeme gelmiştir. İşte Atatürk bu üç dünya arasında kalan merkezi coğrafyada devlet kurarken bunlardan bağımsız bir devlet yapısı ortaya koymaya dikkat etmiştir.</p>
<p>Avrupa’nın yanı başında bir milli devlet kurarken batılı devlet modelini olduğu gibi taklit etmemiş, Sovyet devrimi, bütün Avrasya bölgesinde bir sosyalist yapılanma meydana getirirken, buna karşı mesafeli bir yol izlemiş, saltanat ve halifeliğin kaldırılmasıyla da İslam dünyasından farklı bir yol izleyerek çağdaş, laik bir cumhuriyet yapılanmasına yönelmiştir. Üç dünya arasında merkezi ve bağımsız bir devlet modeli ulusal kurtuluş savaşının bir zaferi ve kazanımı olarak gündeme getirilirken, Atatürk kopyacı ya da taklitçi değil, Türkiye’nin özel koşullarına uygun bir ulusal sentezci yaklaşım ile hareket etmiş, üç ayrı siyasal sistem arasında Türkiye’nin koşullarına uygun bir ulusal devlet modelini kurmaya çaba göstermiştir.</p>
<p>Fransız devrimi çağdaş dünyanın modern ulus devletlerini ve laik cumhuriyet rejimlerini doğurmuştur. Atatürk Fransız devriminin üç ana ilkesi olan milliyetçilik, cumhuriyetçilik ve laiklik ilkelerini alarak yanı başındaki Avrupa kıtası ile belirli bir yakınlık içinde olmuştur. Benzeri bir biçimde Sovyet devriminin üç ana ilkesi olan devrimcilik, halkçılık ve devletçilikte sosyalist sistemden alınmış ve böylece her iki devrimden gelen üçer ilke bir sentezci yaklaşım ile bir araya getirilerek altı ok ya da altı ilke, bir yeni eklektik modelin yapı taşları olarak benimsenmiş bağımsız bir devletin siyasal modelini geliştirmiştir. İşte altı ok ile ifade edilen, Türkiye Cumhuriyeti’nin esas temel modeli böylesine bir tutumun sonucu olarak ortaya çıkmıştır.</p>
<p>Avrupa merkezli batı, 500 yıl dünyayı sömürge düzeni içerisinde yönetmiş, daha sonra da öne çıkan Amerikan emperyalizmi, Avrupa’nın Misyonunu teslim alarak sömürgeciliği daha da geliştirmiş ve batının dışında kalan ülkelere batılı gibi güçlü bir ulus devlet olma şansını tanımak istememiştir. Bu nedenle, batı devletleri gibi güçlü bir devlete sahip olabilmek için, batı emperyalizmine karşı bir kurtuluş savaşı verilmesi gerekmiş, Türkiye Cumhuriyeti de batı ülkelerinin işgalci ordularına karşı bir ulusal kurtuluş savaşı vererek kurulmuş ve batılı ülkeler gibi güçlü bir devlet yapılanmasına zaman içersinde sahip olmuştur. Batı tipi devlet modelini aynen kopya etmediği için Atatürk, yeni Türk devletinin batılılar tarafından yeniden sömürgeleştirmesine engel olmuştur. Batı emperyalizmi ile tam olarak mücadele edebilmek için Atatürk, Fransız devriminden gelen milliyetçilik, cumhuriyetçilik ve laiklik ilkelerini Türkiye’nin potasında eriterek, sömürge olmanın ötesinde tam bağımsız devlet yapılanmasını gerçekleştirmiştir.</p>
<p>Sosyalist devrimden alınan devletçilik, halkçılık ve devrimcilik ilkeleri, batı tipi bir ulus devlet yapılanmasına yönelen Türkiye Cumhuriyetinin tekrar Osmanlı devleti gibi bir sömürgeleşme sürecine sürüklenmemesi amacıyla benimsenmiştir. Böylece Atatürk, imparatorluk sonrası dönemde Kemalist devrimi gerçekleştirirken ve tam bağımsız bir ulus devlet oluştururken Fransız ve Sovyet devrimlerinin ana ilkelerini bir araya getirerek farklı bir sentezci yol seçiyordu. Böylece, batının yanı başında batı tipi bir devlet kurulurken, bunun batı emperyalizminin kucağında yeniden sömürgeleşmemesi için kapitalist yoldan ayrı bir çizgi izlenerek, devletçi ve halkçı bir siyasal yapılanmaya devrimci bir yoldan gidilmeye çalışılıyordu. Kurulan milli devlet ve laik cumhuriyet rejimi; güçlü devletçilik ve devrimci halkçılık politikaları ile dengelenerek, batı taklitçisi bir yola Türkiye cumhuriyetinin sürüklenmesinin önüne geçilmeye çalışılıyordu.</p>
<p>Anadolu yarımadası üzerinde güçlü bir devlet kurulurken, doğu ve batı sentezi yapılmaya çalışılıyordu. Sentezci bir yaklaşım ile oluşturulacak güçlü devlet modelinin, batı taklitçisi, Sovyet kuklası ya da ortaçağ dincisi bir siyasal modelden uzak yepyeni bir Kemalist devlet modeli, çağdaş bir siyasal sentez olarak ortaya çıkarılmaya çalışılıyordu. Ulusal kurtuluş savaşından gelen büyük güç ve zaferle elde edilen bağımsızlık düzeni kazanımları, altı ilkenin bir araya getirilmesi ile oluşan altı ok sentezinin önünü açıyorlardı. Altı ilkenin her biri, bizzat Atatürk’ün sözleri ve çalışmaları ile içerik kazanmış ve TC Anayasasın da var olan devletin temel omurgasını meydana getirmiştir. Anayasanın değişmez maddelerinin içerdiği temel normun esası altı ilkeden oluşan altı oktur.</p>
<p>Devrimin ilkelerini yaşatmak görevimiz olmalıdır.<br />
Prof. Dr. Anıl ÇEÇEN</p>
<p>Atatürkçü Düşünce Derneği</p>
<p>Bilim Danışma Kurulu Üyesi</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.addatasehir.com/ataturkun-alti-oku-1053/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>BÜYÜK MÜCADELE İNSANI: Prof.Dr.Muammer AKSOY</title>
		<link>http://www.addatasehir.com/buyuk-mucadele-insani-prof-dr-muammer-aksoy-1050</link>
		<comments>http://www.addatasehir.com/buyuk-mucadele-insani-prof-dr-muammer-aksoy-1050#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 05 Feb 2012 15:34:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>pinarbas</dc:creator>
				<category><![CDATA[Basın Açıklamaları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.addatasehir.com/?p=1050</guid>
		<description><![CDATA[Kurucu Genel Başkanımız Prof. Dr. Muammer Aksoy&#8217;u şehit edilişinin 22. yılında saygıyla, özlemle anıyoruz Atatürkçü Düşünce Derneği’nin Kurucu Genel Başkanı Prof. Dr. Muammer Aksoy, Türkiye’nin şimdiye dek gördüğü en büyük mücadele insanlarından birisiydi. Avrupa ülkelerinde hukuk tahsili yaptıktan sonra kendisini ülkesine adayan Muammer Aksoy, başkent Ankara’daki sayılı cumhuriyet kurumlarından olan Türk Hukuk Kurumu başkanlığı görevini [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="center"><em><br />
</em></p>
<p>Kurucu Genel Başkanımız Prof. Dr. Muammer Aksoy&#8217;u şehit edilişinin 22. yılında saygıyla, özlemle anıyoruz<br />
Atatürkçü Düşünce Derneği’nin Kurucu Genel Başkanı Prof. Dr. Muammer Aksoy, Türkiye’nin şimdiye dek gördüğü en büyük mücadele insanlarından birisiydi. Avrupa ülkelerinde hukuk tahsili yaptıktan sonra kendisini ülkesine adayan Muammer Aksoy, başkent Ankara’daki sayılı cumhuriyet kurumlarından olan Türk Hukuk Kurumu başkanlığı görevini kırk yılı aşkın bir süre yürütmüştür. 27 Mayıs Anayasasını hazırlayan bilim kadrosunun başında yer alan Prof. Dr. Muammer Aksoy, Türkiye Cumhuriyeti’nin çağdaş bir anayasaya en ileri düzeyde sahip olabilmesi için çaba göstermiş ve o dönemde Türk Devletinin yeniden bir hukuk devleti olabilmesi doğrultusunda önemli girişimlerde bulunmuştur. Türk siyaset tarihinin önde gelen dergileri olan Forum ve Yön dergilerinde o dönemin bütün siyasal ve hukuksal sorunlarına yanıt aramaya çalışmış, yazdığı bilimsel makaleleriyle de Türk ulusuna yön göstermeye çalışmıştır.</p>
<p>Sabah erken saatte uyandıktan sonra günün bütün gazetelerini tarayarak evden çıkan Aksoy, gece geç saatlere dek birçok yere gider, günün en önemli toplantılarını izler, kimi toplantılarda konuşmacı olarak yer alır ve Türk kamuoyunun ulusal çıkarlar doğrultusunda oluşması doğrultusunda ciddi mücadeleler verirdi. Bir anlamda Muammer Aksoy, Ankara’daki cumhuriyet devletinin hukukçu simgelerinden birisiydi. Hem bütün dünyayı izler, hem de Türkiye’deki önemli gelişmeleri yakından takip ederdi. Sahip olduğu geniş hukuk bilgisini iyi kullanan Aksoy, hukukçu kimliği ile bütün toplum ve kamuoyu için yön gösterici olurdu. Çeşitli siyasal sorunlar karşısında bocalayan Türk toplumuna yön gösteren bilim adamlarından, önde gelen üniversite temsilcilerinden birisi Muammer Aksoy’du.</p>
<p>Çağdaş uygarlığı Türkiye’ye getirmek için bütün ömrünü feda eden Aksoy, batı ülkelerinde gördüğü tüm yenilikleri ve çağdaş uygulamaları en kısa zamanda Türkiye’ye getirebilmek ve bu doğrultuda Türk toplumunun çağdaş uygarlık düzeyine gelebilmesi uğrunda önemli girişimlerde bulunuyordu. Kendisi bir üniversite hocası olarak Türk öğretmenlerine sahip çıkmış, Türkiye Cumhuriyetinin neferleri olarak çalışan öğretmenlerin daha iyi ve güçlü konuma gelebilmesi için örgütlenmesi çalışmalarında önder olarak yer almıştır. “Devrimci Öğretmenin Mücadelesi” adlı iki ciltlik ve iki bin sayfalık kitabı,O’nun kaleminden, Cumhuriyetin öğretmen kuşağının çağdaş uygarlık mücadelesini gelecek kuşaklara bırakmıştır. TÖS ve TÖB-DER gibi iki büyük öğretmen örgütünün yurt düzeyinde etkinlik sağlayabilmesi için Muammer Aksoy yıllarını vermiştir.</p>
<p>Hukuk ve eğitim gibi iki büyük alanda önde gelen örgütlerin hem önderliğini hem de başkanlığını yarım yüzyıla yakın başarıyla sürdüren Aksoy, yaşamının son yıllarında Atatürkçü kesimin örgütlenmesi konusuna yönelmiş, Türk Hukuk Kurumu başkanlığı görevini ikinci plana bırakmıştır. Böylesine önemli bir adım atarken, Türkiye’nin geleceğinde hukukun çok önem taşıdığını ve cumhuriyetin “hukuk devleti” niteliğini yitirmeden sürdürebilmesi için büyük savaşımlar verilmesi gerektiğini biliyordu.</p>
<p>Türkiye’nin pupa yelken -bir yerlere- doğru sürüklendiğini son kitabında dile getiren Aksoy; Türk devletinin geleceği açısından Atatürkçülüğün ve Atatürkçü mücadelenin, büyük öneme sahip olduğunu söylüyordu.</p>
<p>Prof. Dr. Muammer Aksoy Atatürkçü Düşünce Derneğinin kuruluşundan (19 Mayıs 1989) sekiz ay sonra Derneğin Kurucu Genel Başkanı olarak, hain bir saldırı sonunda yaşamını yitirdi (31 Ocak 1990).</p>
<p>Türkiye Cumhuriyetini Atatürk’ün devlet modelinden koparmak isteyenler ve Atatürkçülüğü silmek için çaba gösterenlerin desteği ve manüplasyonu ve işlenen bu faili meçhul (?!) cinayeti lanetliyoruz!<br />
ADD, Atatürkçüler ve ülkemiz açısından çok büyük yitik olan Prof. Aksoy’u, aramızdan koparılışının 22. yılında yeniden anarken, O’nun Türk Ulusu’na miras bıraktığı kutsal savaşıma sahip çıkmanın ne denli yaşamsal olduğunu bugün daha çok anlıyoruz.</p>
<p>Yolu bizim de yolumuz. Nurlar içinde yatsın.<br />
Atatürkçü Düşünce Derneği<br />
Genel Merkezi</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.addatasehir.com/buyuk-mucadele-insani-prof-dr-muammer-aksoy-1050/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İNADINA 19 MAYIS…İNADINA BAYRAM VE COŞKU…</title>
		<link>http://www.addatasehir.com/inadina-19-mayisinadina-bayram-ve-cosku-1047</link>
		<comments>http://www.addatasehir.com/inadina-19-mayisinadina-bayram-ve-cosku-1047#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 05 Feb 2012 15:25:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>pinarbas</dc:creator>
				<category><![CDATA[Basın Açıklamaları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.addatasehir.com/?p=1047</guid>
		<description><![CDATA[19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik Ve Spor Bayramı törenleri kısıtlanarak, etkisi ortadan kaldırılmaya çalışılıyor. Atatürk ve Cumhuriyet karşıtlığıyla tescilli Ömer Dinçer’in Milli Eğitim Bakanlığının başına getirilmesi, Cumhuriyeti yıkma hareketinin önemli bir aşamasıydı. Atatürk Kültür Dil ve Tarih Yüksek Kurulu üyeliğine, Abdullah Gül tarafından atanan ( Sonra da istifa etmek zorunda kalan) Mümtazer Türköne, 19 Mayıs [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik Ve Spor Bayramı törenleri kısıtlanarak, etkisi ortadan kaldırılmaya çalışılıyor.</p>
<p>Atatürk ve Cumhuriyet karşıtlığıyla tescilli Ömer Dinçer’in Milli Eğitim Bakanlığının başına getirilmesi, Cumhuriyeti yıkma hareketinin önemli bir aşamasıydı.</p>
<p>Atatürk Kültür Dil ve Tarih Yüksek Kurulu üyeliğine, Abdullah Gül tarafından atanan ( Sonra da istifa etmek zorunda kalan) Mümtazer Türköne, 19 Mayıs törenlerini, faşist İtalya’dan alınan bayram olarak nitelemişti.</p>
<p>Oysa 19 Mayıs; yıkılmış, viran olmuş, yabancılar tarafından işgal edilmiş bir ülkenin Kurtuluş Savaşının ilk adımının atıldığı gündür.</p>
<p>Dünyada Emperyalizme karşı kazanılan, ilk Bağımsızlık Savaşının başlangıcıdır.</p>
<p>Ayrıca Türkiye Cumhuriyetini kuran Büyük Atatürk’ün doğum günüdür.</p>
<p>Eğitimin aksamasını, hava koşullarını bahane göstererek böyle bir kısıtlamaya gitmek aymazlıktır.</p>
<p>29 Ekim Cumhuriyet Bayramı törenlerini de iptal edenlerin, çarpık niyetleri açıkça ortaya çıkmıştır.</p>
<p>Ulusal bilincin oluşmasında, yurt sevgisinin gelişmesinde, ülke bütünlüğünün korunması bilincinin gelişmesinde ulusal bayramlar çok önemli bir işlev görürler. Gençler, çocuklar ve her yaştan yurttaş ulusal bir heyecan yaşar.</p>
<p>Bizi toplum olarak ayakta tutan ulusal bilinçtir.</p>
<p>Takke düşmüş kel görünmüştür. Cumhuriyet değerlerini yıkmaya yeltenen Ömer Dinçer istifa etmelidir.</p>
<p>Cumhuriyet değerlerine kin duyanları lanetliyoruz.</p>
<p>Biz Türk Ulusu olarak her türlü engellemeye karşın coşkuyla 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramını, alanlarda kutlayacağız.</p>
<p>Her gün 19 Mayıs, her yer Samsun…</p>
<p>İnadına Bayram diyoruz…</p>
<p>19 Mayıs’ta Samsun’da buluşuyoruz…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Atatürkçü Düşünce Derneği</p>
<p>Genel Merkezi</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.addatasehir.com/inadina-19-mayisinadina-bayram-ve-cosku-1047/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>“YENİDEN KEMALİZM” ve KİTLE ÖRGÜTLERİ</title>
		<link>http://www.addatasehir.com/yeniden-kemalizm-ve-kitle-orgutleri-2-1045</link>
		<comments>http://www.addatasehir.com/yeniden-kemalizm-ve-kitle-orgutleri-2-1045#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 05 Feb 2012 15:24:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>pinarbas</dc:creator>
				<category><![CDATA[Basın Açıklamaları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.addatasehir.com/?p=1045</guid>
		<description><![CDATA[Egemen güçler bir taraftan kendi örgütlü yapılarını güçlendirirken diğer taraftan kendilerine karşı oluşan, oluşması olası direnci daha baştan ortadan kaldırmanın türlü yollarına başvurdular. Yaygın iletişim olanaklarını da kullanarak örgütlü mücadele yerine bireysel “başkaldırıyı”; anarşizmi, örgütsüzlüğü neredeyse kural olarak dayattılar. Bunun yanı sıra, geçmişten gelen örgütlerin yönetimlerini ele geçirerek etkisizleştirdiler ya da amaç dışı etkinliklere yönelttiler. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Egemen güçler bir taraftan kendi örgütlü yapılarını güçlendirirken diğer taraftan kendilerine karşı oluşan, oluşması olası direnci daha baştan ortadan kaldırmanın türlü yollarına başvurdular. Yaygın iletişim olanaklarını da kullanarak örgütlü mücadele yerine bireysel “başkaldırıyı”; anarşizmi, örgütsüzlüğü neredeyse kural olarak dayattılar. Bunun yanı sıra, geçmişten gelen örgütlerin yönetimlerini ele geçirerek etkisizleştirdiler ya da amaç dışı etkinliklere yönelttiler. Örgütlü kitlelerde ve yeni örgütlenmeler sırasında “siyaset üstülük” ya da “siyaset dışılık” anlayışını yaygınlaştırdılar. Böylece oluşturdukları siyasal boşluktan da olabildiğince yararlandılar. Küresel siyasetin sömürü ve talanına karşı kendi ülkesinin ve temsil ettikleri kitlenin çıkarlarını savunması gereken örgütleri siyasetlerinin destekçisine dönüştürdüler. Yaratılan bilgi kirliliği ve kavram kargaşası ile savunmasız hale gelen/getirilen kitlelerin ve özellikle yöneticilerin algılarını etkileyerek amaçlarına ulaştılar. “Adı var kendi yok” yapılar aracılığıyla bir ulusun geleceğini teslim aldılar.<br />
DKÖ’nde “Siyaset üstülük” ya da “Siyaset dışılık”ın anlamı Demokratik kitle örgüt (DKÖ) yöneticilerini ve üyelerini etkisi altına alan “siyaset üstülük” ya da “siyaset dışılık” anlayışı, örgütleri gelişmelerin dışında tutup işlevsizleştirdi. Hatta tasfiye edilmelerine boyun eğdirdi. Egemen siyasetin yaşamın her alanında aldığı kararlar, doğrudan demokratik kitle örgütünün amaçlarına aykırı olmasına karşın, siyaset dışı ya da siyaset üstü kalmaya koşullandırılmış yöneticiler elindeki DKÖ’lerinin, kazanılmış haklarının ellerinden alınması ya da yeni haklar elde etmelerinin engellenmesine yeterince ses çıkaramayışları bu anlayıştan kaynaklanmaktadır. Oysa, demokratik kitle örgütü, üyelerini doğrudan ilgilendiren konularda “siyaset yapmaK”tan uzak durmak şöyle dursun, tam aksine siyaset üretmek, hak ve çıkarlarını savunmak, yaşama geçirmek… temel işlevini yerine getiriyor olmalıdır.</p>
<p>Gelinen noktada “siyaset dışılık” ya da “siyaset üstü” kalmak anlayışı büyük oranda başarılı olmuştur. Kör bağnaz bir siyasetin elinde kazanılmış hakların ve mevzilerin her geçen gün tek tek yitirilmesi, DKÖ’lerinin sürece seyirci kalmalarının ya da seslerini yeterince çıkarmamalarının sonucudur.<br />
“Siyaset dışılık” ya da “siyaset üstülük” anlayışını doğru bulmayan kimi demokratik kitle örgütü ise, siyasetle ilgili olmayı, önlerine konan bir siyasetin etkisine girmek biçiminde algılıyorlar. Yöneticileri, iktidar ya da sempati duydukları parti politikalarına uyumlu davranarak, farkında olarak ya da olmayarak, başka bir yoldan da olsa, yine egemen güçler siyasetinin etkisi altına girmiş oluyorlar.</p>
<p>Küresel siyasetin, egemen güçlerin dünyayı yeniden şekillendirme, ele geçirme isteklerinin temelini oluşturduğu göz ardı ediliyor. İnsanlığın binlerce yıllık süreçte elde ettiği değerlerin içi boşaltılıyor. Anlamsızlaştırılıyor. Egemenlerin çıkarlarına yönelik tezler, tartışılmadan, sonuçlarının ne olabileceği irdelenmeden kabul ediliyor. Sahip olunan değerler bir çırpıda terk ediliyor. Siyasi netliğe kavuşmamış yöneticiler elinde DKÖ’leri, temsil ettikleri kitleler yerine, egemenlerin çıkarlarıyla uyumluluğu yeğliyorlar.</p>
<p>Bu konuda küreselleşmenin “açılım” politikası, etkileri ve sonuçları bakımından önemli bir örnektir. Egemen güçler, bütün dünyaya “açılım” dayatırken, kendi ekonomik çıkar alanlarını daha çok korumak, ama dünyanın geri kalmış bölgelerini kendi emperyalist gereksinimleri için daha kolay kullanabilir hale getirmek istiyor. Bunun farkında olmayan birçok demokratik kitle örgütü yöneticisi, örgütlerini “açılım” furyasının etkisine sunmaktan geri kalmıyor. Sunulan ekonomik olanakların çekiciliğine kapılarak, egemen güçlerin siyasetine örgütlerini açıyor. Amaçlarını gerçekleştirme iradelerini terk ediyorlar. Kendilerini “açılım”ın etkilerine bırakıyorlar.</p>
<p>DKÖ’leri amaçları doğrultusunda bir hayli yol almayı hedeflerken, “açılım” rüzgarıyla doldurdukları yelkenleriyle, küresel denizde güvensiz yol aldıklarını; küreselleşmenin “insanlığı ateş denizinde mumdan gemilere bindirmek” olduğunu fark etmemişler ya da çok geç fark etmişlerdir. Tamamen küresel siyasetin hizmetine girmiş görünen Türk-İş içinde oluşan “Sendikal Güç Birliği Hareketi” bu geç farkına varışın somut örneğidir.<br />
DKÖ’leri kendi söylemlerine sahip çıkmak yerine, kendilerine dayatılan içi boşaltılmış kavramlara sarılarak mücadelelerini şekillendirmenin sıkıntılarını çekmektedir. Bütün olması gerekenlerin egemen güçlerin sunumları sayesinde olabileceği, “açılım”, “siyaset üstülük” ve en önemlisi, karşıdaki gücün büyüklüğü sanısı, kitlelerde mücadele isteğini kırmış, devrimci mücadele yöntemlerine sarılmak yerine, edilgenlik kural haline getirilmiştir.</p>
<p>İnsanlığın ve emeğin ortak değerlerini savunarak kazanmak DKÖ’lerinde izlenecek siyasetin temelini oluşturmalıyken, “ne olursa olsun kazanmak” anlayışına dayanan “Piyasacı siyaset” etkili olmuştur. Amacı gerçekleştirmek üzere, değerler üzerinden mücadele vermek yerine, nasıl olursa olsun “yönetimi ele geçirme” hedefi öne çıkmıştır. Yani piyasanın fırsatçı, acımasız ve özel mülkiyetçi “kazanma” anlayışı, toplumsal mücadele verdiğini savlayan demokratik kitle örgütlerinde her şeyin önüne geçmiştir. Piyasacılığın acımasız, fırsatçı ve özel mülkiyetçi özellikleri DKÖ’lerinde etkin hale gelmiştir. Amaçları gerçekleştirecek yönetimler oluşturmak yerine, yönetimi ele geçirmek öne çıkmıştır. Bu uğurda, amaç ve ilkeler feda edilebilmiştir.</p>
<p>Toplumsal mücadele vermesi gereken demokratik kitle örgüt yönetimlerinin özel mülkiyetçi anlayış doğrultusunda oluşması, sorunlar dağ gibi büyürken, kazanılmış haklar bir bir kaybedilirken, demokratik haklar piyasanın insafına terk edilirken, “benim örgütüm”ün, taban ve kitle desteğinden yoksunluğuna ve sürece seyirci kalmasına neden olmuştur. Yıllarca yönetim kurulu üyeliği ve başkanlığı yapılan sürecin sonunda DKÖ’nde çürüme, boş vermişlik, teslimiyet kaçınılmaz olmuştur.<br />
Siyasiler DKÖ’ne müdahale etmesin.</p>
<p>Egemen güçlerin küreselleşme sürecinde ortaya attıkları ve sorgulanmadan doğru kabul edilen yanlışlardan biri de, DKÖ’nin iç işlerine karışmama anlayışıdır. “İç işlerine karışmama” söyleminin hedefi, demokratik kitle örgütlerini her türlü siyasi saldırı karşısında siyaseten savunmasız, öndersiz bırakmak, yalnızlaştırmaktır. DKÖ sorunlarını “siyaset dışı sorun” olarak göstermek, dolayısıyla DKÖ’lerinin, ilgi alanlarının dışına çıkmaları önlenerek bütüncül çözüme katkılarını engellemektir.</p>
<p>DKÖ’lerinin çoğu “kendi iç işlerine karıştırmamak” üzerine tedbirler alırken, siyaset kurumları da siyasi doğrularının yaygınlaşmasını ve kabul görmesini sağlayacak örgütlü kesimler içinde çalışmayı, DKÖ’lerinin iç işlerine karışmama anlayışıyla terk etmiş, hatta terk etme yarışına girişmişlerdir.</p>
<p>Burada dikkat edilmesi gereken nokta, egemen güçlerin ileri sürdükleri hemen her tezin tersini kendilerinin yapıyor olmasıdır. Örneğin uzunca bir süre “toplum mühendisliği” denilen kavram ve uygulamadaki sonuçlarının nasıl tek tip insan yetiştirdiği, toplumlar üzerindeki olumsuz etkisi üzerine yıllarca konuşuldu. Doğu bloku ülkelerinin bu konuda tipik örnekleri teşkil ettikleri, Türkiye’ninde bundan payına düşeni aldığı ısrarla vurgulandı. Bu ülkelerde gelişmenin doğal akışının önündeki tek engelin “toplum mühendisleri”inin ülkeye ve topluma biçim verme çabalarının olduğu; bu günkü gericileşmenin ve insan hakları ihlallerinin nedeninin bu anlayışa dayandığı işlenip duruldu. Aynı süre içerisinde egemen güçlerin ellerinde olan iletişim ve bilişim olanaklarıyla, tek tip, uysal, her şeyi karşısındakinin “iyilikseverliğine” bırakmış insan yetiştirme gayretleri görmezden gelindi.</p>
<p>Tek kanallı televizyon yayınlarından çok kanala geçilmesi “iletişim ve haberleşme özgürlüğü” olarak sunuldu ama yayınların neredeyse “tek”leşmesi sorgulanmadı. Gazetelerin aynı havuzdan haber alıp yapmaları, aynı başlıkları kullanmaları, sermayenin medyayı eline geçirmesi; iktidarların elinde olan sermaye düzeninin dolayısıyla medyanın tek tipliği üzerinde durulmadı.Bu ve benzer örnekleri çoğaltmak mümkün.</p>
<p>Egemen güçler kendilerine engel gördükleri ya da engel olacaklarını düşündükleri her şeye; kişi, olay, nesneye ilişkin düşünsel ve eylemsel önlem almaya özen göstermektedir. Bilmektedirler ki, her savaşın başarısı karşı tarafta gedik açmak ya da açılacak gediği bekleme sabırlılığını göstermeye bağlıdır. Düşünsel anlamda açtıkları gedikten içeri kolayca sızabilmekteler. Düşünsel anlamda gedik açıp “hizaya” getiremedikleri yönetimlere karşı bu kez zor kullanmaktan geri durmamaktadırlar. Ülkelerin yönetimlerine, iç işlerine karışıyorlar. Söyledikleri yerine getirilmezse “zor” kullanıyorlar. DKÖ’lerinin iç işlerine karışıyor, “fon” adı altında satın aldıklarıyla, düşünsel savaşın başarı şansını artırıyor ve çoğu yerde başarıyorlar. Olmadı yasalarda yapılan değişikliklerle yönetimlere müdahale ediyorlar.</p>
<p>Ulusal ve uluslar arası ölçekte yaşanan bu müdahaleler ortadayken hala “iç işlerine karışmamak” anlayışı olsa olsa hedef ülkenin ya da DKÖ’nün saldırılar karşısında yalnızlaştırılması anlamına geliyor.<br />
Ülkelerin ve DKÖ’lerinin iç işlerine karışmamak doğru ve temel ilke olmalıdır. Ancak bu ilke egemen güçlerin saldırısı karşısında, saldırıya maruz kalan ülkenin ya da DKÖ’nün yalnız bırakılması anlamına gelmemelidir. DKÖ iç işlerine karışmakla siyaset kurumunun DKÖ’nü kendi ürettiği ve doğru kabul ettiği siyasetin etkisi altına alma uğraşı vermesi ve başarılı olması aynı şeyler değildir. Ülke yönetiminde etkin kılmak istediği siyasetin, ülkenin yönetimine gelme çalışmalarında kendi çevresini oluşturma ve harekete geçirme girişiminden daha doğal bir şey olamaz. DKÖ’lerinde siyasi çalışmayı bir kenara bırakmış, dolayısıyla toplumun örgütlü kesimlerindeki çalışmaları askıya almış, egemen güçlerin insafına terk etmiş siyasi mücadelenin elinde kalan işsizler başta olmak üzere örgütsüz toplumdur ki, her birinin gereksinimi bir diğerinden farklı ve “bireysel” olmak zorundadır.</p>
<p>Siyaset kurumlarının merkezlerinin “işsizler lokali” ya da “kişisel çıkarları peşinde koşan”ların lokali görünümünde olması; iş bulma kurumuna dönüşmesi, fırsat paylaşım merkezi; torpil trafiğinin döndüğü mekan algılaması, örgütlü alanlarda siyaset yapmanın terk edilmesi, elde kalanla yetinilmesinin sonucudur. DKÖ’nin siyaset dışı bırakan tehlikeli ve yanlış olan bu durum, hem nitelikli insanların siyaset üretme sürecinin dışında kalmalarına hem de siyasi yapıların nitelikli insanlarla siyasi mücadele vermelerine; siyasi mücadelenin niteliğinin yükselmesine engel olmaktadır.<br />
Ülkenin içinde bulunduğu süreçten en az zararla çıkabilmesinin yolu, ulusalcı güçlerin egemen güçlerin dayattığı anlayışın etkisinden kendilerini bir an önce kurtarmalarından ve ülkemize özgü sorunlara ulusumuza özgü mücadele anlayış ve yöntemi geliştirmekten geçer.</p>
<p>Bunların başında da her türlü örgütsel çalışmanın yönetim kademelerinde Kemalist kimliğe ve mücadele anlayışına sahip insanların yönetime gelme mücadelesinde yalnız bırakmamak destek vermek gelir.<br />
Önümüzdeki süreçte, gereksinim duyduğumuz ulusal güçlerin birliği, bu günlerde ve gelecekte siyasi parti ve demokratik kitle örgütleri kademelerinde görev alacakların, küresel sermayenin dayatmaları karşısındaki tutumları kadar ulusal güçlerin birliğini oluşturmaktaki isteklilikleri önem kazanacaktır.</p>
<p>Atatürkçülerin önlerindeki en acil görev çevrelerinde gerçekleştirilecek gerek siyasi partilerde gerekse DKÖ’lerindeki her kademeden yönetim seçimlerine seyirci kalmamaktır. Adayların genel anlamda anti emperyalist, ulusal değerleri savunan, tam bağımsızlıkçı, toplumsal eşitlikçi olmalarının yanında, örgüt içi sorunları kişiler üzerinden değil, program ve ilkeler üzerinden tartışmayı ilke edinenler olması önemlidir.<br />
Kısaca “yeni”yi değil “yeniden Kemalizm” i kurtuluş için tek çözüm yolu olarak görenlerin yönetimlerde söz sahibi olmalarına ülkenin ihtiyacı var.<br />
Mahmut ÇELİK</p>
<p>ADD Gen. Bşk. Yrd.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.addatasehir.com/yeniden-kemalizm-ve-kitle-orgutleri-2-1045/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Siyasal İktidar Yurttaş Değil Mürit İstiyor…!</title>
		<link>http://www.addatasehir.com/siyasal-iktidar-yurttas-degil-murit-istiyor-1043</link>
		<comments>http://www.addatasehir.com/siyasal-iktidar-yurttas-degil-murit-istiyor-1043#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 05 Feb 2012 15:20:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>pinarbas</dc:creator>
				<category><![CDATA[Basın Açıklamaları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.addatasehir.com/?p=1043</guid>
		<description><![CDATA[Siyasal iktidarın, “Zorunlu Eğitim süresinin 12 yıla çıkarılması” için yasal düzenleme yapmakta olduğu haberleri basına yansımış ve tartışılmaya da başlanmıştır. Süresi 12 yıla çıkartılacak olan “Zorunlu Temel Eğitim”in 4’er yıllık sürelerle aşamalandırılacağı, bir başka deyişle (4+4+4) “kesintili” olarak düzenleneceği öne sürülmektedir. Bilindiği gibi, 1997 yılında Zorunlu Eğitim 8 yıla çıkarılırken “kesintili” (3+5, 4+4 vb) biçimde [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Siyasal iktidarın, “Zorunlu Eğitim süresinin 12 yıla çıkarılması” için yasal düzenleme yapmakta olduğu haberleri basına yansımış ve tartışılmaya da başlanmıştır.</p>
<p>Süresi 12 yıla çıkartılacak olan “Zorunlu Temel Eğitim”in 4’er yıllık sürelerle aşamalandırılacağı, bir başka deyişle (4+4+4) “kesintili” olarak düzenleneceği öne sürülmektedir.</p>
<p>Bilindiği gibi, 1997 yılında Zorunlu Eğitim 8 yıla çıkarılırken “kesintili” (3+5, 4+4 vb) biçimde düzenlenmesine ilişkin olarak uzun, hatta gerilimli tartışmalar yaşanmıştı. Sonunda, bazı görüşlere bakılırsa, “28 Şubat” koşullarının etkisiyle, kesintisiz olarak düzenlenmesi yoluna gidilmişti.</p>
<p>Tartışmalar sırasında, kesintili olması istekleri, “Çocukların ilk kesinti dönemi(4-5 yıl) sonrasında imam-hatip okullarına yönlendirilmesini kolaylaştırmak, böylece de eğitimi dinselleştirmek…” niyetlerine bağlanmıştı.</p>
<p>Aslında ülkemizde “zorunlu eğitim”in 12 yıla çıkartılması, özellikle eğitim bilimcilerle öğretmen örgütlerinin uzun yıllardır ortak istemi olmuştur. Yeterli hazırlıkla geçilmesi beklentileri dışında bir itirazla da karşılanmamıştır.</p>
<p>Tartışma nedeni, iktidarlarda yer alan dinci siyasal partilerin zorunlu eğitimin olabildiğince erken bir aşamasında, çocukların dinsel okullara yönlendirilmesini amaçladığı bilinen “kesintili” düzenleme dayatmalarıdır.</p>
<p>O yıllarda olduğu gibi,  bugünkü İktidarın,  çocuk gelişiminin bilimsel gereklerini ve eğitimbilim gereklerini de göz önüne almaksızın düzenlemeler yapmak istediği anlaşılıyor.  Milli Eğitim Bakanlığı da konunun böyle tartışılmasına çanak tutan bir tavır sergiliyor. Siyasal geçmişlerinden günümüze taşıdıkları anlaşılan “imam-hatip takıntısı”nı yaşama geçirmek istemektedirler. Mili Eğitim Bakanının “Atatürk İlke ve Devrimleri”ne ilişkin bilinen açık karşıtlığı da göz önüne alınırsa, bu endişeli değerlendirmeler haksız sayılmaz.</p>
<p>Oysa, dünyada “temel eğitim ya da zorunlu eğitim” düzenlenirken, öncelikle çocuğun ve ergenin içinde bulunduğu toplumun gelişme düzeyi, yapısı ve yaşam biçimine uyumunun sağlanmasına ilişkin gereklilikler göz önüne alınmış ve alınmaktadır.</p>
<p>Bu amaçla, çağımız insanı ve toplumunun taşıması gereken asgari temel niteliklerin kazandırılması zorunludur.  Temel eğitimin asıl hedefi özetle “İyi insan, iyi yurttaş ve iyi meslek adamı” yetiştirmektir. Eğitimin, program ve süresi de bu gerekliliğe göre belirlenmelidir.</p>
<p>Bununla birlikte, Türkiye Cumhuriyetimizin sonsuza dek özgür-bağımsız yaşayabilmesi için vazgeçilmez gereklilik, büyük Atatürk’ün ısrarla sürekli vurguladığı üzere; “fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür” kuşaklar yetiştirmektir. Dolayısıyla akla ve bilime dayalı, eleştirel, laik, karma bir kesintisiz eğitim kaçınılmazdır. Meslek seçimi üniversiteye girişte sağlanmalıdır.</p>
<p>Toplumsal gereksinimleri karşılamanın temel koşulu olan üretim, dağıtım ve çokça paylaşım ilişkilerinin gerektirdiği donanımı kazanmış olacaktır.</p>
<p>Kısacası, bu nitelikler çağımızın temel özgür yurttaş nitelikleridir.</p>
<p>Temel Eğitim Yasası da aslında bu gerekleri temel amaçlar olarak belirlemektedir.</p>
<p>Öyleyse, zorunlu eğitim çağdaş insan, yurttaş yetiştirebiliyor ve meslek adamlığına hazırlayabiliyorsa temel hedeflerini gerçekleştiriyor demektir.</p>
<p>Ülkemizde her alanda yaşanan olaylar, sorunlar ve insan davranışları göz önüne alındığında, kim 4 yıllık bir zorunlu eğitim aşamasının bu hedeflere ulaşmayı sağlayabileceğini savunabilir?</p>
<p>Ancak; amaç, bilinçli insan ve yurttaş, üretken meslek adamı  yetiştirmek değil de tarikatlara ve gerici-dinci faşizme mürit kazandırmak, militan yetiştirmekse, o zaman zorunlu eğitimi sulandırıp bu tür yozlaştırıcı girişimlerde bulunulur.</p>
<p>İktidarın geçmişi, günümüzdeki uygulamaları ve dayandığı iç ve dış güçler göz önüne alındığında yurttaş yerine ümmet-mürit yetiştirmek istediği açıktır. Bu niyetlerini artık gizleme gereği de duymamaktadır.</p>
<p>Atatürkçü Düşünce Derneği olarak, cumhuriyetçi kurum ve kuruluşları, eğitim fakültelerini,  her düzeydeki eğitim-öğretim görevlilerini, özellikle de eğitim iş kolu sendikalarını ve tüm yurttaşlarımızı, zorunlu eğitim ne kadar uzatılırsa uzatılsın, kesintilerle bölünmesine karşı tavır almaya çağırıyoruz.</p>
<p>Milli Eğitim Bakanlığının bu girişimlerini sürdürmesi durumunda da; önlemek için gereken birlik, beraberlik, dayanışma ve etkinlikleri sergileyeceğimizin bilinmesini istiyoruz.</p>
<p>Kamuoyunun bilgisine saygıyla sunarız.</p>
<p>Atatürkçü Düşünce Derneği</p>
<p align="center">Genel Merkezi</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.addatasehir.com/siyasal-iktidar-yurttas-degil-murit-istiyor-1043/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ATAMA TARTIŞMASI ve CUMHURBAŞKANI</title>
		<link>http://www.addatasehir.com/atama-tartismasi-ve-cumhurbaskani-1041</link>
		<comments>http://www.addatasehir.com/atama-tartismasi-ve-cumhurbaskani-1041#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 05 Feb 2012 15:17:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>pinarbas</dc:creator>
				<category><![CDATA[Basın Açıklamaları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.addatasehir.com/?p=1041</guid>
		<description><![CDATA[Cumhurbaşkanı tarafından Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Yönetim Kurulu üyeliğine atanan Mümtazer Türköne’nin istifası, yükselen Atatürkçü tepkiyi önlemek içindir. Atatürk karşıtlığı ile bilinen öbür kişilerin atamaları halen durmaktadır. Daha da önemlisi Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu’na bu nitelikte bir kişiyi atayan Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün bizzat kendisi de Atatürk’le ve O’nun devrimleriyle [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Cumhurbaşkanı tarafından Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Yönetim Kurulu üyeliğine atanan Mümtazer Türköne’nin istifası, yükselen Atatürkçü tepkiyi önlemek içindir. Atatürk karşıtlığı ile bilinen öbür kişilerin atamaları halen durmaktadır.</p>
<p>Daha da önemlisi Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu’na bu nitelikte bir kişiyi atayan Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün bizzat kendisi de Atatürk’le ve O’nun devrimleriyle barışık değildir. Aşağıdaki sözler kendisinin Atatürk’e ve O’nun devrimine olan bakışını özetlemektedir:</p>
<p>“Cumhuriyetin ilkeleri halka zorla dayatılmıştır.”</p>
<p>“&#8217;Ne mutlu Türküm diyene&#8217; lafını her yere yaza yaza Türkiye ilkel hale dönüşmüştür.”</p>
<p>“Türkiye’nin bütünlüğünü tehdit eden, en büyük tahribatı yapmış olan sistemin ilkelerinden birisi de laiklik ilkesidir&#8230;”</p>
<p>“Türkiye’nin bir Irak’a Libya’ya benzeyen çok yanları var dedim. Neden? Aynı tek adam (!) pozisyonu bugün gidin Irak’a, Libya’ya Suriye’ye her yerde tek insanın resimleri vardır her yerde tek insanın heykelleri vardır.” (Atatürk’ü kastediyor)</p>
<p>“Abdullah Gül’ün, (Refah Partisi Genel Başkan Yardımcısı) 28 Kasım 1995 tarihli The Guardian Gazetesi’nde yer alan bir açıklaması: Türkiye’de cumhuriyetin sonu geldi. Kesinlikle lâik sistemi değiştirmek istiyoruz&#8230;”</p>
<p>“İkinci cumhuriyet ve yeni Osmanlıcılık kavramlarını çok sağlıklı buluyorum ve geleceğe umutla bakıyorum.”</p>
<p>“Seyahat ederseniz ve Orta ve Doğu Anadolu’da dağa taşa ‘ÖNCE VATAN’ yazıldığını görürsünüz; bunlar tek parti döneminden kalan, halkın inanç değerleriyle(!) bütünleşmemiş bir sistemin icraatıdır. “</p>
<p>“Türkiye&#8217;de geçerli kanunlar arasında islâma aykırı olanlar vardır; bu baskıdır, zulümdür. Bu baskı mutlaka kalkacak.”</p>
<p>Bugün 2023 vizyonundan sözediliyor. 2023 yılında varılmak istenen hedef, aslında Cumhurbaşkanının kafasındakilerin gerçekleştirilmesinin planlandığı bir Türkiyedir.</p>
<p>Bu hedef, asla Atatürk’ün kurduğu, amaçladığı Cumhuriyetin niteliklerini taşımayacaktır. Hedefledikleri “2023 vizyonu”; Mustafa Kemal’le hesaplaşmanın (!) tamamlandığı, “dönüştürülmüş” bir sömürge İslam Cumhuriyettir.</p>
<p>Böyle bir cumhuriyet (!), SEVR’i hortlatanlara boyun eğmiş, sömürgeleşmiş, bölünmüş, insan haklarından, demokrasiden uzak, tek kişi diktatörlüğünde bir İslami Federe Cumhuriyet olacaktır.</p>
<p>Asıl “2023 vizyonu” ise; Cumhuriyetin değerleri ve kazanımlarıyla barışık, aydınlık bir Türkiye hedefini kafasına koymuş, içselleştirmiş yöneticilerin iktidarda olacağı bir ülke olmaktır.</p>
<p>Cumhuriyetimizin 100. Yılında Atatürkçü Düşünce Sistemini yeniden iktidara taşıyabilmek için önce; Mustafa Kemal’le, O’nun eseri ile sorunu olmayan, bir Cumhurbaşkanına ve siyasal kadrolara ihtiyacımız olduğu, bugün açıklıkla görülmektedir.</p>
<p>Tüm yurtseverlerin Cumhuriyeti yozlaştırmak, dönüştürmek giderek dağıtmak isteyenlere karşı elele, yürek yüreğe vermeleri zamanı gelmiş, geçmek üzeredir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Atatürkçü Düşünce Derneği</p>
<p>Genel Merkezi</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.addatasehir.com/atama-tartismasi-ve-cumhurbaskani-1041/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ATATÜRKÇÜLÜK NEDİR?</title>
		<link>http://www.addatasehir.com/ataturkculuk-nedir-1038</link>
		<comments>http://www.addatasehir.com/ataturkculuk-nedir-1038#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 05 Feb 2012 15:12:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>pinarbas</dc:creator>
				<category><![CDATA[Basın Açıklamaları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.addatasehir.com/?p=1038</guid>
		<description><![CDATA[Hükümet Meclisin yasa yapma yetkisini hiçe sayarak 11.10.2011 gün ve 664 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile 1983 tarihli Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Kanununu kaldırarak, Kurumun görev alanını yeniden düzenlemiştir. 1982 darbe döneminde dahi “engellenemeyen”; Atatürkçü Düşünceyi, Atatürk İlke ve Devrimlerini, Türk kültürünü, Türk tarihini, Türk dilini           bilimsel yoldan araştırmak, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>
<p><strong><span style="font-family: Arial, serif;">Hükümet Meclisin yasa yapma yetkisini hiçe sayarak 11.10.2011 gün ve 664 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile 1983 tarihli Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Kanununu kaldırarak, Kurumun görev alanını yeniden düzenlemiştir. 1982 darbe döneminde dahi “engellenemeyen”; Atatürkçü Düşünceyi, Atatürk İlke ve Devrimlerini, Türk kültürünü, Türk tarihini, Türk dilini           bilimsel yoldan araştırmak, tanıtmak ve yaymak şeklinde tanımlanan Kurumun görevleri arasından “yaymak” görevini çıkartarak, bir arşiv hizmeti verme noktasına indirgenmiştir. Daha sonra da yönetim kademesi bu yapılanmaya uygun hale getirilmiştir.</span></strong></p>
<p><strong><span style="font-family: Arial, serif;">Kurumun yönetimine Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından atanan Mümtazer Türköne isimli şahıs talihsiz bir açıklama yaptı: “Atatürkçü olmayı kendime hakaret sayarım. Ben, Atatürkçülüğün askeri vesayet düzeninin kendini topluma benimsetmek için ortaya koyduğu ve abarttığı, totaliter bir resmi ideoloji yaratma gayretlerinin ürünü olduğunu düşünüyorum” dedi.</span></strong></p>
<p><strong><span style="font-family: Arial, serif;">Adının başında Prof.Dr. olan bu kişi, haydi Atatürk’e saygısı yok, bilime saygısı olsaydı, böyle bir görevi kabul etmezdi. Kabul etti diyelim, bilimsel ahlak, o kurumun beklentilerini yerine getirmeyi gerektirir.</span></strong></p>
<p><strong><span style="font-family: Arial, serif;">Atatürk’ü Atatürkçülükten ayırmak isteyenler, BOP’un koltuğunda oturanlara yaranmak için (kendi deyimleriyle) mankurt düşünce üretenlerdir. Mustafa Kemal’i “Atatürk” yapan çürümüş bir Osmanlı toplumundan, bağımsız, çağdaş bir ülke yaratmasıdır. Yani O’nun devrimleridir.</span></strong></p>
<p><strong><span style="font-family: Arial, serif;">Hatırlatmakta yarar var. Türk Devrim modeli olan Atatürkçü Düşünce (Kemalizm); tam bağımsızlık ve ulusal egemenlik temeline dayanır. Kısaca ifade etmek gerekirse, Kurtuluş Savaşı ile kazanılan siyasi bağımsızlığı, ekonomik, kültürel, sosyal, hukuki, askeri her alanda tamamlayarak ele güne avuç açmayacak güçlü bir devlet ve gerçek anlamda demokrasinin uygulanabilmesine altyapı oluşturacak laik- çağdaş toplumun temellerini atmak, böylece her türlü sömürüye karşı duran, insan haklarına saygılı, toplumsal eşitliği sağlayan bir yönetim biçimi oluşturmaktır. Atatürk Devrim modeli budur. Atatürkçü düşünce, Kemalizm budur.</span></strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong></strong><strong><span style="font-family: Arial, serif;">Atatürkçülük; aklın ve bilimin öncülüğünü,</span></strong></p>
<p><strong><span style="font-family: Arial, serif;">              Demokratik, laik sosyal hukuk devletini,<br />
</span></strong></p>
<p><strong><span style="font-family: Arial, serif;">              Gerçek demokrasiyi,<br />
</span></strong></p>
<p><strong><span style="font-family: Arial, serif;">              Çağdaş uygarlığı,</span></strong></p>
<p><strong><span style="font-family: Arial, serif;">              Planlı karma ekonomiyi,</span></strong></p>
<p><strong><span style="font-family: Arial, serif;">              Halkın tüm tutsaklıklardan kurtularak, fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür bireyler haline gelmesini,</span></strong></p>
<p><strong><span style="font-family: Arial, serif;">              Aklın özgürlüğünü,</span></strong></p>
<p><strong><span style="font-family: Arial, serif;">             Çağdaş ulusçuluğu savunmaktır</span></strong></p>
<p><strong><span style="font-family: Arial, serif;">Atatürkçü düşünceyi tam bağımsızlık ana ekseninden ayırıp yozlaştıran ucuz siyasettir. Türkiye ne yazık ki bu yolla bugünlere gelmiştir.</span></strong></p>
<p><strong><span style="font-family: Arial, serif;">Ama bu yanlışı açık edip Atatürkçü düşünceyi asıl temeline oturtmak ve siyasete yeniden egemen kılmak isteyenler, her türlü engele karşın gerçek Atatürkçüler, Kemalistlerdir.</span></strong></p>
<p><strong><span style="font-family: Arial, serif;">Bunun mücadelesini veriyoruz. Bu mücadeleyi vermeye devam edeceğiz.</span></strong></p>
<p align="JUSTIFY"><strong><span style="color: #000000;">04.01.2012<span style="font-family: Tahoma, serif;"><span style="font-size: small;"><br />
</span></span></span></strong></p>
<p align="JUSTIFY"><strong><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Tahoma, serif;"><span style="font-size: small;">Tansel ÇÖLAŞAN<br />
</span></span></span></strong></p>
<p align="JUSTIFY"><strong><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Tahoma, serif;"><span style="font-size: small;">Atatürkçü Düşünce Derneği<br />
</span></span></span></strong></p>
<p align="JUSTIFY"><strong><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Tahoma, serif;"><span style="font-size: small;">Genel Başkanı</span></span></span></strong></p>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.addatasehir.com/ataturkculuk-nedir-1038/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Atatürk&#8217;ün Devrimleri</title>
		<link>http://www.addatasehir.com/ataturkun-devrimleri-1033</link>
		<comments>http://www.addatasehir.com/ataturkun-devrimleri-1033#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 31 Jan 2012 09:08:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>pinarbas</dc:creator>
				<category><![CDATA[Atatürk'ün Devrimleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.addatasehir.com/?p=1033</guid>
		<description><![CDATA[Saltanatın kaldırılması (1 Kasım 1922) Kurtuluş Savaşı&#8217;nın ilk yıllarında kurulan (23 Nisan 1920) Türkiye Büyük Millet Meclisi, halktan kopuk Osmanlı yönetiminin yanında, halkın içinden seçilen temsilcileriyle &#8220;halk iradesi&#8221;nin gerçek temsilcisi olmuş, iyice eskimiş ve yıpranmış kişisel saltanatsa, TBMM&#8217;yi, yani ulusun egemenliğini tanımamasının yanı sıra, Sevr Antlaşması&#8217;nı imzalamış, düşmanla işbirliği yapıp, çıkarttığı ayaklanmalarla Ulusal Kurtuluş Savaşı&#8217;nı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Saltanatın kaldırılması (1 Kasım 1922)</p>
<p>Kurtuluş Savaşı&#8217;nın ilk yıllarında kurulan (23 Nisan 1920) Türkiye Büyük Millet Meclisi, halktan kopuk Osmanlı yönetiminin yanında, halkın içinden seçilen temsilcileriyle &#8220;halk iradesi&#8221;nin gerçek temsilcisi olmuş, iyice eskimiş ve yıpranmış kişisel saltanatsa, TBMM&#8217;yi, yani ulusun egemenliğini tanımamasının yanı sıra, Sevr Antlaşması&#8217;nı imzalamış, düşmanla işbirliği yapıp, çıkarttığı ayaklanmalarla Ulusal Kurtuluş Savaşı&#8217;nı engellemeye çalışmıştı. 23 Nisan 1920&#8242;den başlayarak ulusal egemenliğe dayalı devletin kurulmasıyla kişisel saltanata kalkmış gözüyle bakan Mustafa Kemal, İtilaf Devletleri&#8217;nin Lozan Barış Konferansı&#8217;na Ankara Hükümetinin yanı sıra Osmanlı Hükümeti temsilcileri de çağırmaları üstüne, 1 Kasım 1922&#8242;de TBMM&#8217;de yaptığı konuşmada ulus akla aykıı olduğunu belirterek,saltanatın kaldırılmasını istedi. Milletvekillerinin ateşli konuşmalarla Atatürk&#8217;ü desteklemelerinden sonra, saltanatın İstanbul&#8217;un işgal tarihinden (16 Mart 1920) başla-yarak kalkmış olduğu oybirliğiyle kabul edildi. Saltanatın kaldırılmasıyla Padişahlık Sıfat kalkan Mehmet VI Vahdattin de, 17 Kasım günü İngiliz Komutanlığına başvurarak, bir İngiliz zırhlısıyla İstanbul&#8217;dan ayrıldı.</p>
<p>Cumhuriyetin ilanı (29 Ekim 1923)</p>
<p>Saltanatın kaldırılmasının ve Lozan Barış Anlaşması&#8217;nın ardından TBMM&#8217;de en çok tartışılan konulardan biri, yeni devletin niteliği sorunuydu. Kendisi bir hükümet olan TBMM&#8217;nin ayrı bir hükümeti ve bu hükümet yönetecek bir başbakanı bulunmaması, meclis içinden bakanların seçiminde adayların gerekli oyu sağlamakta güçlük çekmeleri, sürekli sorunlara yol açmaktaydı. 27 Ekim 1923&#8242;te Ali Fethi (Okyar) Bey başkanlığındaki hükümetin istifası ve Cumhuriyet Halk Partisi grubunun yeni hükümet listesi üstünde anlaşmaya varmaması üstüne, Atatürk 28 Ekim gecesi arkadaşlarını toplayarak sorunun gerçek çözümüyle ilgili düşüncesini açıkladı ve İsmet İnönü&#8217;yle o gece, devletin niteliğinin cumhuriyet olduğunu saptayan bir yasa tasarısı hazırladı. Ertesi gün TBMM, yapılan işin &#8220;çoktan doğmuş olan çocuğun adını koymak&#8221; olduğunun milletvekillerine açıklanmasından sonra, saat 20.30&#8242;da Anayasa değişikliğini kabul ederek cumhuriyeti ilan etti ve oybirliğiyle alınan bu karardan sonra cumhurbaşkanı seçimine geçeek, gene oybirliğiyle Gazi Mustafa Kemal Paşa&#8217;yı Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin ilk cumhurbaşkanı seçti.</p>
<p>Halifeliğin kaldırılması (3 Mart 1924)</p>
<p>Saltanatın kaldırılmasından ve Mehmet VI Vahdettin&#8217;in İstanbul&#8217;dan ayrılmasından sonra, TBMM&#8217;nin 18 Kasım 1922&#8242;de halife seçmiş olduğu Abdülmecit Efendi, eski rejim yanlılarının tek umudu haline gelmiş, bundan güç alan Abdülmecit Efendi de, yeniden törenler düzenlemeye, demeçler vermeye bazı İslâm ülkelerinin kendisine bağlılık bildirmeleri üstüne, İslâm dünyasının önderi tavrı takınmaya başlamıştı. Bu durumun yeni kurulmuş cumhuriyet yönetimi için tehlikeli olabileceğini kavrayan Atatürk, İzmir&#8217;deki ordu tatbikatları sırasında ordu komutanlarına hilafetin kaldırılması konusunda düşüncesini açıklayıp, yasanın meclis gündemine getirilmesini kararlaştırdı. 1 Mart 1924&#8242;teki bütçe görüşmelerinde halifeye ve Osmanlı hanedanına verilecek ödenek konusunun gündeme getirilmesinden sonra, 3 Mart 1924&#8242;t kabul edilen yasayla, halifelik kaldırılıp, ilerde saltanat ve halifelik iddiasında bulunmamaları için Osmanlı hanedanı üyelerinin de yurt dışına çıkarılmaları kabul edildi.<br />
Şeriye ve Evkaf Vekâleti&#8217;nin kaldırılması (3 Mart 1924)</p>
<p>Şeriat hükümlerine dayalı Osmanlı hukuk düzeninin yeni Türk toplumuna uyarlanamayacağının anlaşılması sonucunda, TBMM&#8217;nin hilafetin kaldırıldığı gün Şeriye ve Evkaf Vekâletini&#8217;ni de kaldırmasıyla (3 Mart 1924), Türk hukuk sisteminde yeni düzenlemeler yapılması gereği de açıkça ortaya konmuş oldu. 20 Nisan 1924 tarihli ikinci Anayasa&#8217;yla birlikte, hukuka ilişkin bir dizi yasa yürürlüğe girdi.</p>
<p>Medeni Kanun&#8217;un kabulü (17 Şubat 1926)</p>
<p>Osmanlı İmparatorluğu döneminde hukuk işleri din kurallarına göre yönetilmekte olduğundan, çağdaş toplumlar düzeyine erişmek isteyen Türk toplumunun temel gereksinmelerinin, söz konusu hukuk yapısıyla karşılanamayacağı anlaşılmıştı. Tanzimat Dönemi&#8217;nde hazırlanan Mecelle, bazı yenilikler getirmekle birlikte, kişilerin hak ve borçları, aile kurumu, işleyişi ve sona ermesi, mülkiyet ilişkileri, miras sorunları, kiralama, satın alma, ödünç verme, vb. ilişkiler açısından, gerçek bir Medeni Kanun sayılamazdı. Bu nedenle İsviçre Medeni Kanunu örmek alınarak hazırlanan Medeni Kanun, 17 Şubat 1926&#8242;da TBMM&#8217;de kabul edilerek, yürürlüğe kondu. Bunu, öbür temel yasalar ile, ceza hukuku alanındaki boşlukları gideren Ceza Kanunu&#8217;nun kabul edilip (1 Mart 1926) yürürlüğe konması izledi.</p>
<p>Tarikatların kaldırılması, tekke ve zaviyelerin kapatılması (30 Kasım 1925)</p>
<p>Başlangıçta yalnızca din konularıyla ilgilenen, farklı düşünce sistemleri geliştirerek taraftarlarını çoğaltmaya çalışan tarikatlar, zaman içinde siyasal olaylarda etkili rol oynamaya, çıkarılan tehlikeye düştükçe halkı ayakandırmaya koyulmuşlardı. Bu etkinliklerini cumhuriyetin ilanından sonra da sürdürmeye kalkışmaları ve Menemen Olayı, Şeyh Sait Ayaklanması gibi şeriattan yana ayaklanmalara yol açmaları üstüne &#8220;Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler memleketi olamaz. Türkiye Cumhuriyeti her alanda doğru yolu gösterecek, uyaracak güçtedir. Biz uygarlığın bilim ve fenninden güç alıyoruz ve ona göre yürüyoruz. Başka bir şey tanımayız&#8221; diyen Atatürk&#8217;ün sözleri ışığında harekete geçilerek, 30 Kasım 1925&#8242;te çıkarılan yasayla tekkeler ve zaviyeler kapatıldı.</p>
<p>Laikliğin kabulü (1928-1937)</p>
<p>Saltanatın kaldırılması, hilafetin kaldırılması, Şeriye ve Evkaf Vekâleti&#8217;nin kaldırılarak Şeriye ve Evkaf Vekâleti&#8217;nin kaldırılarak yalnızca din işleriyle uğraşacak Diyanet İşleri Başkanlığı&#8217;nın kurulması, tarikat ve zaviyelerin kapatılması aşamalarından geçen laikliğin tam anlamıyla yasal tabana oturtulması için, 1924 Anayasası&#8217;nda yeralan &#8220;Türkiye devletinin dini İslâm&#8217;dır&#8221; deyimini tartışmaya koyulan TBMM, 10 Nisan 1928&#8242;de Anayasa&#8217;nın ikinci maddesini değiştirip, 16. ve 38. maddeler gereğince milletvekilleri ile cumhurbaşkanının ant içerken söylemek zorunda oldukları &#8220;vallahi&#8221; sözcüğünü maddelerden çıkardı. Ayrıca, 26. maddededi &#8220;ahkâmı şeriyenin tenfizi&#8221; (şeriat hükümlerinin yürütülmesi) sözcükleri de Anayasa&#8217;dan çıkarıldı. İnananların ibadetlerini kendi dilleriyle yapmalarını doğal bir hak olarak gören Mustafa Kemal&#8217;in, aydın din adamlarıyla yaptığı görüşmelerden sonra, 3 Şubat 1928&#8242;de hutbelerin Türkçe okunmasının kabul edilmesini, dualar ve ezanın Türkçeye çevrilmesi alışmaları izledi. 5 Şubat 1937&#8242;de Anayasa&#8217;nın ikinci maddesinde laiklik ilkesine yer verilmesi ve Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin laik bir devlet olduğunun yazılmasıyla, laiklik devrimi tamamlanmış oldu.</p>
<p>Kadın haklarının tanınması (1930-1933 ve 1934)</p>
<p>Osmanlı toplumunda hemen hiçbir toplumsal ve siyasal hakkı bulunmaya kadınlara Medeni Kanun&#8217;la bazı haklar tanınmış olmakla birlikte, siyasal haklar açısından bir değişiklik yapılmamıştı. Atatürk&#8217;ün girişimiyle kadınların iktisadi ve siyasal yaşama katılmaları yönünde bir dizi değişiklik yapılarak, 1930&#8242;da belediye seçimlerinde seçme, 1933&#8242;te çıkarılan Köy Kanunu&#8217;yla muhtar seçme ve köy heyetine seçilme, 5 Aralık 1934&#8242;te Anayasa&#8217;da yapılan bir değişiklikle de milletvekili seçme ve seçilme haklarının tanınmasıyla, Türk kadını o yıllarda Avrupa devletlerinin çoğundaki kadınlardan daha ileri haklar elde etti ve çok geçmeden toplumda erkeklerin çalıştığı her alanda yerini aldı.</p>
<p>Şapka ve kıyafet devrimi (25 Kasım 1925)</p>
<p>Ülke halkını her alanda çağdaş ve uygar düzeye çıkarabilmek için değişiklikler tasarlarken, dış görünüşüyle de bunu vurgulaması gerektiğine inanan Mustafa Kemal&#8217;in, 25 Ağustos 1925&#8242;te Kastamonu&#8217;ya yaptığı bir gezide başına şapka giyip, &#8220;Buna şapka derler&#8221; diye halkı şapka giymeye özendirmesinden sonra, 25 Kasım 1925&#8242;te Şapka Giyilmesi Hakkındaki Kanun çıkarılıp, dinsel giysilerle sokakta gezilmesi yasaklandı.</p>
<p>Takvim, saat ve ölçülerde değişiklik (1925 ve 1931)</p>
<p>Cumhuriyet döneminden önce Batı uluslarından ayrı takvim, saat, sayı ve ölçülerin kullanılması, hafta tatillerinin cuma günü olması, takvimin başlangıcı olarak Hazreti Muhammet&#8217;in Mekke&#8217;den Medine&#8217;ye göç ettiği tarih olan 622 yılının alınması (hicri takvim), sayı olarak eski sayıları, ölçü olarak da okka, dirhem, arşın, endaze, vb. ölçülerin kullanılması, Türk toplumu ile Batı toplumları arasındaki ilişkilerde büyük karışıklık ve güçlüklere yol açmaktaydı. 26 Aralık 1925&#8242;te miladi takvimin kabul edilip, alaturka saat yerine Batı&#8217;da kullanılan alafranga saatin kabul edilmesiyle, 23 Mart 1931&#8242;de çıkarılan yasayla da gram, kilogram, ton, metre, kilometre</p>
<p>Soyadı yasasının kabulü (21 Haziran 1934)</p>
<p>Soyadı bulunmamasının günlük yaşamda yarattığı güçlük ve karışıklıkların önüne geçmek amacıyla 21 Haziran 1934&#8242;te çıkarılan yasayla, her Türk kendine uygun bir soyadı almakla yükümlü kılındı. 24 Kasım 1934&#8242;te çıkarılan bir yasayla da TBMM Mustafa Kemal&#8217;e Atatürk soyadını verdi. Aynı yıl çıkarılan bir başka yasayla ayrıcalıkları belirten eski unvanların yasaklanmasıyla, yasalar önünde eşitlik ilkesinin gerçekleştirilmesinde önemli bir adım atılmış oldu.</p>
<p>Eğitim ve öğretim devrimi (3 Mart 1924)</p>
<p>Osmanlı toplumundaki medreseler ile iptidai, rüştiye, idadî türünde okulların toplumun gereksinme duyduğu elemanları yetiştirme açısından özellikle sayı bakımından yetersiz kaldığını gözleyen, eğitimin önemini yaptığı konuşmalarda sık sık vurgulayan Atatürk&#8217;ün yol göstericiliği altında TBMM, eğitim ve öğretim işlerini Milli Eğitim Bakanlığı&#8217;na verip, 3 Mart 1924&#8242;te çıkardığı Öğretimin Birleştirilmesi yasasıyla, mahalle mektepleri ve medreseleri kaldırdı. Anadolu&#8217;nun çeşitli kentlerinde meslek okulları, teknik okullar, öğretmen okulları, ortaokul ve liseler açılırken, çıkarılan Üniversiteler Kanunu&#8217;yla Darülfünun kaldırılıp, yerine İstanbul Üniversitesi kuruldu.</p>
<p>Harf ya da yazı devrimi (1 Kasım 1928)</p>
<p>Öğrenilmesi son derece güç olan Arap abecesinin okuryazar sayısının artmasını engellediğini, ayrıca Türkçe sesleri dile getirmede güçsüz kaldığını anlayan Atatürk&#8217;ün, 1926&#8242;dan başlayarak yaptırdığı araştırmalar sonucunda, Türkçe&#8217;nin yapısına en uygun abece olduğuna karar verilen Latin abecesi alınıp, yeniden düzenlenerek, 1 Kasım 1928&#8242;de çıkarılan Türk Harfleri Hakkında Kanun&#8217;la yürürlüğe kondu ve Atatürk&#8217;ün kendisinin de katıldığı yaygınlaştırma çalışmaları sonucunda, kısa süre içinde benimsendi.</p>
<p>Tarih anlayışında gerçeğe dönüş (12 Nisan 1931)</p>
<p>Osmanlı döneminde tarihçilerin aşağı yukarı yalnızca yaşadıkları dönemin olaylarını yazıya geçirmekle yükümlü olmalarından ötürü, Türklerin eski tarihlerine ilişkin çalışmalar yok denecek kadar azdı. Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin &#8220;önceki bütün Türk devletleriyle tarihsel bağı&#8221; olduğu, &#8220;dünya uygarlığının oluşma ve gelişmesinde Türk uygarlığının önemli payı bulunduğu&#8221; görüşünden yola çıkan Atatürk&#8217;ün öncülüğünde yapılan çalışmalar, 12 Nisan 1931&#8242;de, sonradan Türk Tarih Kurumu adını alan Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti&#8217;nin kurulmasıyla sonuçlandı.</p>
<p>Dil devrimi (12 Temmuz 1932)</p>
<p>Osmanlılar döneminde aydınların büyük ölçüde farsça ve arapça sözcük ve dilbilgisi kuralı içeren Osmanlıca&#8217;yı kullanmalarından ötürü, aydınlar ile halkın dil bakımından birbirlerinden kopmuş olmaları, cumhuriyetöncesindeki dönemde de bazı aydınları rahatsız etmiş, Selanik&#8217;te çıkarılan (1911) Genç Kalemler dergisinde &#8220;Yeni Dil&#8221; hareketi başlatılmış, ama dilde yabancı sözlüklerden yeterli bir arınma sağlanamamıştı. Türkçe&#8217;nin özleştirilerek yeni Türk abecesiyle dünyanın en zengin dillerinden biri haline getirilmesini amaç alan Atatürk, 12 Temmuz 1932&#8242;de, sonradan Türk Dil Kurumu adını alan Türk Dili Tetkik Cemiyeti&#8217;ni kurdurarak, Türkçe&#8217;nin gerçek bir bilim, edebiyat ve sanat diline dönüşmesi çalışmalarını hızlandırdı</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.addatasehir.com/ataturkun-devrimleri-1033/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ATATÜRK&#8217;ÜN VASİYETNAMESİ&#8217;NİN TAM METNİ</title>
		<link>http://www.addatasehir.com/ataturkun-vasiyetnamesinin-tam-metni-1030</link>
		<comments>http://www.addatasehir.com/ataturkun-vasiyetnamesinin-tam-metni-1030#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 31 Jan 2012 09:06:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>pinarbas</dc:creator>
				<category><![CDATA[Atatürk'ün Vasiyeti]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.addatasehir.com/?p=1030</guid>
		<description><![CDATA[Malik olduğum bütün nutuk ve hisse senetleriyle Çankaya&#8217;daki menkul ve gayrimenkul emvalimi Cumhuriyet Halk Partisi&#8217;ne atideki şartlara, terk ve vasiyet ediyorum: 1. Nukut ve hisse senetleri, şimdiki gibi, İş Bankası tarafından nemalandırılacaktır. 2. Her seneki gibi nemadan, nispetleri şerefi mahfuz kaldıkça, yaşadıkları müddetçe, Makbule&#8217;ye ayda bin, Afet&#8217;e 800, Sabiha Gökçen&#8217;e 600, Ülkü&#8217;ye 200 lira ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>
<p>Malik olduğum bütün nutuk ve hisse senetleriyle Çankaya&#8217;daki menkul ve gayrimenkul emvalimi Cumhuriyet Halk Partisi&#8217;ne atideki şartlara, terk ve vasiyet ediyorum:</p>
<p>1. Nukut ve hisse senetleri, şimdiki gibi, İş Bankası tarafından nemalandırılacaktır.</p>
<p>2. Her seneki gibi nemadan, nispetleri şerefi mahfuz kaldıkça, yaşadıkları müddetçe, Makbule&#8217;ye ayda bin, Afet&#8217;e 800, Sabiha Gökçen&#8217;e 600, Ülkü&#8217;ye 200 lira ve Rukiye ile Nebile&#8217;ye şimdiki yüzer lira verilecektir.</p>
<p>3. Sabiha Gökçen&#8217;e bir ev de alınabilecek, ayrıca para verilecektir.</p>
<p>4. Makbule&#8217;nin yaşadığı müddetçe Çankaya&#8217;da oturduğu ev de emrinde kalacaktır.</p>
<p>5. İsmet İnönü&#8217;nün Çocuklarına yüksek tahsillerini ikmal için muhtaç olacakları yardım yapılacaktır.</p>
<p>6. Her sene nemedan mütebaki miktar yarı yarıya, Türk Tarih ve Dil Kurumlarına tahsis edilecektir.</p>
<p>K.Atatürk</p>
<p><span style="font-size: small;"><span style="line-height: normal;"><br />
</span></span></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.addatasehir.com/ataturkun-vasiyetnamesinin-tam-metni-1030/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

